Duygusal ilişkilerdeki çoğu sorunun çözümü vardır; tabii eğer her iki taraf da çözüm yolları üzerinde birlikte çalışmaya sıcak bakıyorsa. Fakat bazen ilişki, son kullanma tarihi geçmiş süt gibidir. İşte bu tip durumlarda nedense biz kadınlar midemizi bozacağımızı bile bile sütü içmeye devam eder, ilişkinin onarılamayacak şekilde parçalandığını gördükten sonra dahi onu kurtarmayı umarız. Erkeklerse mantıklarını devreye sokarak basit bir kâr zarar hesabı yapar ve zararlı çıkacaklarını düşündüklerinde yolları ayırmayı seçerler. Bunun duygusuzca bir tutum olduğunu düşünmeyin.
Bir ilişkide her iki taraf da kendinden sorumludur ve aslında kendimizi karşı tarafa en çok adadığımız anlarda bile bunu kendimiz için, kendimizi mutlu etmek amacıyla yaparız. Yıpranmış, çürümüş, prangaya dönüşmüş bir bağı koparmayı bilmek duygusuzluk ya da bencillik değil, soğukkanlı ve akıllıca bir karardır. Yani tıpkı erkekler gibi biz de kendimizi düşünmek zorundayız. Zaman geçiyor, hayat akıp gidiyor ve bu yılları yaşamak için ikinci bir şansımız olmayacak. Bunu geç fark edip türlü çeşitli pişmanlıklara boğulmaktansa, bir süre yas tutup sonra yeniden başlamayı, adım adım ilerleyerek 'onsuz bir hayat' kurmayı ve zamanı geldiğinde yeni aşklar yaşamayı becerebilmeliyiz.
Peki, bir ilişkinin uğruna mücadele etmeye değer olup olmadığını nasıl anlayacaksınız? İşte bu noktada da sezgilerinize güvenmek durumundasınız. Eğer aranızdaki problemler karakter çatışmalarından, ailelerinizden ya da hayattan beklentilerinizin uyuşmamasından kaynaklanıyorsa, bunlar temel sorunlardır ve çözmeye çalışmak, birbirinize eziyet etmenizden başka işe yaramaz. O nedenle, ilişkiniz batan bir gemiyse o gemiyi vaktinde terk edin. Unutmayın ki hiç kimse vazgeçilmez değil ve bir daha kimseyi onun gibi sevemeyeceğinizi düşünmeniz sadece şu anki duygu yoğunluğunuzun ve çaresizliğinizin yarattığı bir yanılsama. Yaşadıklarınızın bir süre sonra gözünüze çok farklı görüneceğini bilin ve zamanın sihirli ellerine güvenin.