Doğum Sonrası Depresyon yeni anneler arasında oldukça yaygın olarak görülen bir çeşit depresyondur. Depresyonda üzüntü, kaygı, “boşluk” hissi gibi duygular geçip gitmez ve günlük yaşamın sürdürülmesini engellerler. Bu duygular hafiften şiddetliye değişiklik gösterebilirler. Doğru tedaviyle depresyonda olan çoğu kişi kendilerini daha iyi hisseder.
Hamilelik sırasındaki ve sonrasındaki hormonsal değişiklikler doğum sonrası depresyonu tetikleyebilir. Hamilelik sırasında çok yükselen östrojen ve progesteron hormonları doğumdan sonraki 24 saat içerisinde normale döner. Araştırmacılar hormon seviyelerindeki bu büyük değişimin depresyona neden olabileceği görüşündeler. Doğum sonrası tiroid hormonlarının seviyesi de düşebilir ve düşük seviyedeki tiroid hormonları depresyon belirtilerine neden olabilir.
Doğum sonrası depresyonda başka faktörlerin de etkisi olabilir. Doğumdan sonra yorgun hissetmek, uykusuzluk veya bölük pörçük uyumaktan dolayı yorgun düşmek, yeni bebek nedeniyle alt üst olmak, bunalmak, iyi bir anne olabilmekle ilgili kuşkular, iş ve ev hayatınızdaki değişikliklerin yarattığı stres, mükemmel anne olmak için duyulan gerçekçi olmayan ihtiyaç, bebek doğmadan önceki kimliği kaybolmuş gibi hissetmek, daha az çekici hissetmek, boş zamanı olmamak bu faktörlerden bazılarıdır.
Hamilelik sırasında depresyona giren kadınların doğum sonrasında depresyon yaşama riski de daha yüksektir. Ayrıca eğer hamile kalmadan önce depresyon için ilaç kullanıyorsanız mutlaka bu konuda doktorunuza danışın. Eş faktörünü de elbette unutmamak gerekir. Doğum sonrasında yeni anneye destek olmak ve kendini iyi hissetmesine yardımcı olmak konusunda en büyük rol elbette babaya düşüyor. Babanın kesinlikle uzaklaşmaması, olabildiğince anlayışlı, sevecen ve yardımsever olması gerekiyor. Bebekle ilgili konularda yardımın yanı sıra eşine iltifatlarda bulunarak, ona küçük sürprizler yaparak sadece bir anne değil bir eş, bir kadın olarak da sevildiğini sık sık hatırlatması çok önemli.
Birçok kadın utandığı, kendini kötü hissettiği, suçluluk duyduğu için lohusa dönemlerinde yaşadığı duyguları kimseyle paylaşmayıp depresyonla kendileri mücadele etmeye çalışıyor. Çünkü yetiştirilirken kadınlara çocuk sahibi olmanın dünyanın en güzel deneyimi olduğu, bunun bir mucize olduğu, bebeklerini kucaklarına alır almaz inanılmaz bir mutluluk duyacakları, her şeyin kendiliğinden gelişeceği öğretiliyor. Bu beklentideki kadın bu duyguları yaşamadığı zaman kendisinde bir “bozukluk” olduğunu, “normal” olmadığını düşünüyor ve kendini kötü hissediyor. Kadınlar bu duyguları kadınların %13 ila 20’sinin yaşadığını bilmeden kendilerini yalnız hissediyorlar.
Bütün çocuklar sağlıklı bir anneye sahip olma şansını hak ederler. Ve bütün anneler hayatın ve anneliğin tadını çıkarmayı hak ederler. Eğer depresif hissediyorsanız tek başınıza acı çekmeyin. Lütfen bir yakınınızla bu durumu paylaşın ve bir uzmana başvurun.
Doğum Sonrası Depresyon ve Beslenme
Yakın zamanda yapılan bir araştırmada günümüze kadar DSD üzerine yazılmış makaleler incelenerek DSD’nin etiyolojisinde beslenmenin nasıl bir rol aldığına bakıldı. Bu çalışmada doğum sonrası depresyon ile omega-3, B-vitaminleri (folat/folik asit dahil olmak üzere), kalsiyum, magnezyum, çinko ve glisemik indeks terimleri araştırıldı.
Omega-3 Çoklu Doymamış Yağ Asitleri
Balık, balık yağları ve omega-3 yağ asitleri açısından zengin bir diyet hamilelik sırasında ve doğum sonrasında yaşanan depresyon belirtilerini azaltmaya yardımcı oluyor. Yağlı balıklar omega-3 yağ asitleri için iyi bir kaynak. Yağ asitlerinin depresif belirtileri olan kişilerde azaldığı düşünülen beyindeki nörotransmiterlerin (dopamin, monoamin ve serotonin) sentezi ve düzenlenmesinde rol oynadığını gösteren kanıtlar var.
Folat ve B Vitaminleri
B vitaminleri söz konusu olunca çoğu araştırma depresyonun tedavisinde folatın etkisine odaklanıyor. Ancak folatın ve diğer B vitaminlerinin DSD’nin önlenmesi ve idaresindeki rolü üzerine araştırma sonuçları henüz çelişkili ve daha fazla araştırma yapılması gerekiyor.
Mineraller