"Bir gün Bile Gevşediniz Mi Düşersiniz"
Adli Tıp Uzmanı Prof. Sevil Atasoy; yeni kitabı Karanlığa Yolculuk'ta insanları ve hikâyelerini anlatıyor.
29.04.2010 18:05
Onun hangi yönünü anlatacağını bilemiyor insan. Bir yanda siyah deri pantolonu, dizüstü çizmeleriyle 60 yaşına meydan okuyan çok hoş bir kadın var. Ciddi görünümünün ardında küçük heyecanlar saklayan, zaaflarına karşı koyan fakat ayakkabı tutkusuna yenik düşen... Diğer yanda ise ilk kez yedi yaşında bir otopsiye şahit olan, sert çıkışlarıyla soğuk duş etkisi yaratan, hayatını çalışmaya adamış bir bilim insanı...
Cinayet vakalarını yazmanıza rağmen nasıl oluyor da kitaplarınız herkes tarafından anlaşılıyor, okunuyor?
Yazdığım yazının mutlaka bilimsel bir değeri olmasını istiyorum. Kendi açımdan bir akademisyenin tatminidir bu. Ancak bana göre herkesin bir yaşam öyküsü var ve herkes çok değerli. Ben onların öyküsünü anlatıyorum. Bu da benim yazılarımı okunabilir kılıyor. Aslında en küçük polis memurundan mağdurun ailesinden birine kadar, her birinin romanı yazılabilir.
Bir vaka üzerinde nasıl çalışırsınız?
Olabildiğince somut delillere dayanarak tahlil yapmaya çalışırım, varsayımlardan yola çıkmam. Örneğin yere düşen bir düğmenin niteliğinden yola çıkarak kişinin nasıl bir pardösü giydiğini düşünür ya da o düğmeyi satan dükkanları bulup, buralardan kimler hangi tarihte pardösü aldı gibi delillerden yola çıkarak o şahsın kimliği hakkında bilgi alırım. Böylece failin kim olabileceğine dair elinizde daralan bir portföy oluşuyor.
Televizyondaki CSI dizilerini siz gerçekte yaşıyorsunuz yani...
Milyonlarca insan yaşıyor ama benim gibi hem bu meslekten olup hem de bunu hikâye şeklinde anlatmaya çalışan biri yok bu dünyada. O bakımdan benim durumum ilginç bir istisna.
Bir haftanız nasıl geçiyor?
Şöyle başlayabilirim; geçen hafta pazar günü öğleden sonra Viyana'ya uçtum; çünkü BM Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu Başkanı'yım, Dünya Başkanı'yım... Orada pazartesi başlayacak toplantılarımız vardı, toplantıları da ben açıyorum, yönetiyorum. Bu nedenle gittim Viyana'ya. Pazartesi sabahı sekiz buçukta o oturumu açtım, yönettim; öğleden sonra tekrar İstanbul'a geldim ve doğru kanala gittim. Çünkü akşam Okan Bayülgen'le yaptığımız Muhabbet Kralı var, ona katıldım. Sabah dört buçuk gibi bitti program. Oradan havaalanına gittim, yedi buçuk uçağıyla Viyana'ya döndüm. Doğru toplantı salonuna gittim, kaldığım yerden devam ettim. Bu bir istisna değil benim hayatımda.
Kaç saat uyuyorsunuz günde?
Üç dört saati geçirmem. Ben az uyuyarak keyifle istediğim şeyi yapmanın daha değerli olduğuna inanıyorum. Daha gergindim eskiden. Yanımda çalışanları hakikaten hiç affetmezdim, şimdi de hiç affetmem. Bizim yaptığımız iş hata kabul etmez. Kimi zaman elinizdeki delil bir kere çalışılır, ondan sonra malzeme kalmaz, çalışamazsınız. Yine de eskisi kadar acımasız değilim.
Siz hiç hata yapmıyor musunuz?
Kendimle ilgili olarak temel felsefelerimden biri; çok genç yıllarımdan beri hiç pişman olmamaktır. Bir şeyi yaptıysam eğer o günkü koşullarda, o günkü bilgim ve verilere dayanarak, kendime göre en iyi kararı vermiş olduğuma inanırım. Yaptığım bir hataysa eğer ondan ders çıkartırım ve bir daha da aynı şeyle karşılaşmam. Çok hata yapmışımdır ama hiç 'ah keşke' dememişimdir.
Özel hayatınızda nasılsınızdır?
O kadar yoğun iş hayatının içerisinde çok anlayışlı bir eşim olmalıydı, nitekim öyle de oldu. Yoksa kocanıza ya da karınıza rağmen bir iş yapmanız mümkün değil hayatta. Birisi hem acımasızca eleştirip, aynı zamanda da bir şeyler yapmanız için sizi itiyorsa bence ideal eş odur. Sevgi, aşk vesaire bir tarafa, evlilik bana böyle ciddi bir destek ve dostluk gibi geliyor. Öbürlerinin hepsi başınızda esen kavak yelleri. Bir tarihte esmiştir ama kalıcı olan diğeri.
Her iki taraf da bundan sıkıntı duymuyorsa sorun olmaz sanıyorum.
Belki duyar. Belki hiç işin konuşulmadığı, çok daha farklı şeylerin paylaşıldığı, akşam dostların evine misafirliğe gidildiği ya da turistik seyahate çıkıldığı bir hayatınız da olabilirdi. Ben bunların hiç birini yaşamadım.
Hiç tatile çıkmadınız mı?
Gitmem. Çok ender olmuştur. Çok memnunum ben hayatımdan. Güneşin altında yatmak bana çılgınca geliyor, anlamsız ve büyük vakit kaybı. Zaten herhangi bir yere gittim mi ben oradaki meslektaşları görmeden, onlar ne yapıyor konuşmadan huzursuz oluyorum.
Şöyle ayağınızı uzatıp zap yaptınız mı hiç?
Hayır, hayır... Maalesef. Seçilmiş bir hayat bu, tercih. Zaten herkes kendi hayatını tercih ediyor.
Başarının koşulu bu mu?
Başka türlü olması mümkün değil. Bir gün bile gevşediniz mi düşersiniz. Belli bir yeri muhafaza edebilmek için sürekli işin içinde olmanız lazım.
Bir kayıp yaşadığınız zaman bundan nasıl etkileniyorsunuz?
İki büyük kayıp yaşadım; annemi ve babamı çok yakın aralıklarla kaybettim mesela. Aynı dönem çok önemli bir dünya kongresi organize ediyorduk Türkiye'de. O kadar çalıştım ki Otomobil tamircisi için yedek lastik ne ise onun için de cenaze oydu. arkalarından ağlayamadım bile. İnsan acısını işle unutuyor veya unutmak istiyor. Bunu muhakkak ki kasten yapmışımdır, etkilenmemek için kendimi işe vermişimdir. Hakikaten de çok başarılı bir kongre oldu. Onun içine kattığım enerji aslında bu acının enerjisiydi. Sadece onları unutmak için çalıştım.
Ölüme nasıl bakıyorsunuz?
Basit belki ama hepimizin sonu ölüm. İnsanın kendisinin çekmesinden ziyade etrafına çektirmeden ölmesi kadar güzel bir şey olamaz. Türkiye'de kremasyon yok, yani ölüler yakılmıyor. Bunun eksikliğini hissediyorum ben, birçok insan hissediyor. Mezar taşından hoşlanmıyorum, mezarlıklardan da hoşlanmıyorum, dolayısıyla kül olmayı bin defa tercih ederim. Bir yerlerde serpiştirilmeyi yeterli buluyorum.
Bunun bilim insanı olmanızla ilgisi var mı?
Olabilir... Toprağa verildikten bir süre sonra yoksunuz zaten. Dolayısıyla benden sonrakiler de o taşın başına gelip dua etmiş, etmemiş, önemli değil. Ben kendi kayıplarımı her zaman benimle birlikte olarak görüyorum; yani bir sıkıntım olduğu zaman soru sorduğum insanlar onlar. Bana bir cevap veriyorlar. Bunca yıllık birikimin neticesinde annemle babamın bana ne söyleyeceğini biliyorum. Gidip de bir mezar taşının başında dua etmenin anlamını göremiyorum.
Ruha inanıyor musunuz?
İnanmıyorum. Şöyle ki; insan vücudundaki sayısız kimyasal madde o an nasıl davranacağımızı, keyifli mi hüzünlü mü olacağımızı zaten modüle ediyor. Bizi denetleyen metebolizmamız var. Dışarıdan ruh gibi gördüğümüz şey aslında somut bir takım moleküllerin beynimizde yaptığı etkilerdir. Böyle olunca hayali bir şeye değil de somut, adı konmuş maddelere itibar etmek gerekiyor. Siz adrenalin, seratonin gibi birtakım kimyevi maddelerin nerede ne yaptığını bildiğiniz zaman, o anda ağlıyorsanız beyninizde ne olduğunu biliyorsunuz. Bunun ruhla bir ilgisi yok, tümüyle somut bir gerçek.
İlk kez ne zaman bir cenaze gördünüz?
Babam adli tıp hocasıydı. Ben ilk cenazeyi gördüğümde herhalde yedi yaşında bile yoktum. Okul çıkışı bütün öğleden sonramı Adlı Tıp Enstitüsü'nde geçirdiğim olurdu. O kadar küçük ve az gelişmiş bir yerdi ki şuradaki masada kahvaltı ederdiniz, (Birkaç metre ilerisini göstererek) otopsi masası da oradaydı. Aynı mekânda yani... Masanın üstünde cesedi görürdünüz.
Babanız size ölümün doğal olduğunu mu göstermek istedi acaba?
Yanlıştı muhakkak. Bence hata etti. Bütün bunların benim karakterim üzerinde etkisi mutlaka olmuştur. Kötülük diye yapmıyordu ama otomobil tamircisi için yedek lastik ne ise onun için de cenaze oydu. O kadar içinde yaşadığı bir meslekti ki, onun bir çocuğa rahatsızlık vereceğini hiç düşünmemiş olsa gerek.
Bir kadın olarak kariyerinizde ilerlerken sıkıntı çektiniz mi?
Kadın olmak Türkiye'de ve bazı yabancı ülkelerde önemli bir dezavantaj. Bunun başında geleneksel olarak size yüklenmiş bir rolü ister istemez üstlenmek geliyor. Kimse sizi zorlamasa da bir eş ve bir anne olmanın getirdiği sorumlulukları yerine getiremedikçe üzülüyor, sinirleniyorsunuz. Kadın olmanın böyle bir zorluğu var, bu bir. Çevreniz tarafından ciddiye alınma ise ancak bilgiyle mümkün. Erkek egemen bir toplumdayız ve sadece bir birey olarak orada olduğunuzu gösterip, söylediğinizi yaptırabilmek için çok bilgili olmak gerekir. Sizden bir şeyler öğrenebileceklerini fark ettikleri anda o direnci kırarsınız. Onun için bir erkekten daha fazla çalışmak, biraz daha katı olmak zorundasınız.
Bu kadar bakımlı olmayı nasıl başarıyorsunuz?
Dikkat ettiğim şey sadece aşırı şişmanlamamak, o kadar. Modayla bir ilgim yok; kıyafetlerimin büyük bir bölümü 10 - 15 yıl önce giydiklerim. Çok hafif makyaj yaparım ama muhakkak yaparım, muhakkak gece kremi sürerim. Sabah kalktığımda fondötenin altına krem sürerim, onsuz bakkala gitmem. Saçlarımı severim, saç modeli değiştirmek, kuaföre gitmek benim için bir terapi. Ayakkabı severim. Fetişizm olarak tanımlanabilecek ölçüde ayakkabıya düşkünlüğüm var. Zaaf belki ama insan zaaflarıyla var.
İnsanlara karşı zaafınız var mı, kızınıza karşı örneğin?
Maalesef... İnsana karşı zaafım yok bir kere. Üzücü bir şey belki de fakat öyle insan odaklı hareket ettiğim, üzerine titrediğim bir durum yok. Bana ihtiyaçları olduğu zaman oradayım, elimden geleni yaparım ama ben eğlenilecek gülünecek, beraber keyif alınabilecek insan değilim. Kötü zaman varsa eğer ben oradayımdır, iyi zamanda maalesef yokum. Maalesef demek lazım çünkü onlar benimle eğlenip gülmeyi istiyorlar ama ben ayak uyduramıyorum.
Kızınız size uzak mı?
Aksine beraber bir DNA projesi üzerine çalışıyoruz. Bunu teklif eden de o olmuştur. Biz birbirimize yabancılaşmış olsaydık eğer, ben ona bir şey katmamış olsaydım ve o benden kopuk olarak büyüseydi zaten böyle bir ürün ortaya çıkmazdı, uzaklaşırdı benden.
Torununuzla aranız nasıl?
Torunum Kuzey beş yaşında. Onu da göremiyorum. Kızım bundan şikâyetçi. Nitekim bu kitabı torunuma ithaf ettim. Özür diliyorum bir yerde; bunlarla uğraştım ve seninle oynayamadım diye. Oynamak istemeyişimden değil ama hâlâ verilmesi icap eden mesajlarım olduğuna ve bu topluma daha başka şekilde bir katkım olduğuna inanıyorum. Mesela Muhabbet Kralı'nda Okan Bayülgen'le yaptığımın da yaradığına inanıyorum. Bir bilim insanı ve şov dünyasından önemli bir ismin buluşup konusunun en üst düzey insanlarını alıp, tabu görülen konuları ele alıp sabahlara kadar muhabbet etmesi sadece Türk televizyonlarında değil, Batı formatlarında da görülmemiş bir şey. Orada da faydalı olduğuma inanıyorum ve torun bakmaktansa işe yaramaya devam etmek istiyorum.
KAYNAK :
marieclaire